İnsan ne çok savruluyor anlık zevklerinin peşi sıra…
Ne çok huzursuzluk yaşıyor; belli-belirsiz sebepten.
Huzursuzluklarımız ne kadar dünyaya ait. Huzursuz kafalarımız..
Kafalarımız ne kadar yorgun. Derdimiz dünya.
Kısa ve kesik cümleler. Dikkat, Balyoz tesirli!
Dünya ne boş. Huzursuz kafalar dünya boşluğunda. İnsanların çoğu, dünyanın eteğine tutunmuş, yaramaz çocuklar gibi, ucundan çekiştirip durmakta… Ağlak suratlar.
Bitmek bilmeyen istekler ve hala huzursuzdur kafalar. Huzursuz olan kafalar mıdır sadece. Küf tutan kalplerimiz ne âlemde? Kalbimiz mutmaîn mi olan bitenden. Dünya telâşından yorulmuş olmalı o da. Kalbimizin dünya ile bağlarında son durum nedir? Dünyanın bir oyalanma yeri* olduğunu söyler Kur’an. Dünyadaki sürenin kısalığını tarif ederken: “yolcunun bir ağaç gölgesinde dinlenip, oradan ayrılması kadardır” diye özetler Efendimiz. Yine hayat kitabından şöyle bir soru gelir: “Akletmez misiniz?”
Hayır etmeyiz!
“Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur.” sözü asılıdır masamda. Tefekkürlük. Güne yön vermek için belki. Gözüm iliştiğinde titreyip, kendimizden geçtiğimizde bizi kendimize getirmelik.
Dünya kadar dünya derdi… Düşünür insan, düşünmeli; ne çok düşülmüş derd-i maişete. Huzursuzluk dedim. Derdi dünya olanın dünya kadar huzursuzluk haktır başına, evet. Var mıdır huzursuzluğunu dindirmek isteyen? Şu bildiğimiz dünyayı bir gün bırakıp, kendi dünyasına dönmeyi düşünen?
Huzursuz bir kafa aranıyor. Siz mi geldiniz huzur için. Hoşgeldiniz.
Sizin huzursuzluğunuza bir yetim başı, biraz da gözyaşı iyi gelecektir bayım. Dinleyin. Dinlenin. Yorulmuşsunuz şu telâşede. Yetimimin yanında soluklanadurun. Size anlatacakları olabilir. Cebinize bir çikolata alıp, vermek üzere vardınız ya bir yetimin yanına, “Rahman razı olsun” diyelim. Melekler duyacaktır duayı, âminler karışacaktır sadamıza. Sizi yetimimle baş başa bırakmadan önce söyleyeceklerim var:
Yetimler Allah’ın emanetleri. Ona iyi bakın. Onu kollayın. Onu kırmayın. Biliyorsunuz Efendimiz’de (sav) bir yetimdi. Her yetime bakışınızda O’nu (sav) görün. Bunu bilip bismillah diyerek girmeye çalışırsanız huzurun diyarına, eli boş çıkmazsınız. İlk anda huzuru bulamayabilirsiniz. Tebessümün kapıları açma formülünü deneyin. “Tebessüm sadakadır” hem. Ne hoş değil mi, bir taşla çokça kuş. Eliniz armut toplamasın, yetimin başı huzurun bir diğer kapısıdır. Siz kapıları çalarsanız o kapılar açılır. Güzel gönüllerin sahibi olan yetimler sever misafirleri, kapıda bırakmazlar kimseyi. Hele ki bir tebessüm, bir hediye, bir dokunuşla şenlenmişse gönüller, dâimî misâfiri bile olabilirsiniz gül yüreklilerin.
İç âleminizdeki yolculuğunuz tamamlandığında kalbinizin daha heyecanla attığını hissediyorsanız, huzurun kapınızı çaldığını, hatta yüreğinize misafir olduğunu söyleyebilirim. Bu sefer rolleri değişeceksiniz. Yetimin yanındaykenki misafir rolünü huzura devredeceksiniz, siz ev sahibi olacaksınız.
Kalbiniz huzura kavuştuğunda kafanızdaki sükûneti de hissedeceksiniz, huzursuzlukların bir nebze olsun son bulduğunu…
* Enâm-32
kaynak: Defne Dergisi - Hatay Haberim







