Huzursuzluk Hastalığına Tutulanlar İçin, Merhem Niyetine!

İnsan ne çok savruluyor anlık zevklerinin peşi sıra…

Ne çok huzursuzluk yaşıyor; belli-belirsiz sebepten.
Huzursuzluklarımız ne kadar dünyaya ait. Huzursuz kafalarımız..
Kafalarımız ne kadar yorgun. Derdimiz dünya.
Kısa ve kesik cümleler. Dikkat, Balyoz tesirli!

Dünya ne boş.  Huzursuz kafalar dünya boşluğunda. İnsanların çoğu, dünyanın eteğine tutunmuş, yaramaz çocuklar gibi, ucundan çekiştirip durmakta… Ağlak suratlar.

Bitmek bilmeyen istekler ve hala huzursuzdur kafalar. Huzursuz olan kafalar mıdır sadece. Küf tutan kalplerimiz ne âlemde? Kalbimiz mutmaîn mi olan bitenden. Dünya telâşından yorulmuş olmalı o da. Kalbimizin dünya ile bağlarında son durum nedir? Dünyanın bir oyalanma yeri* olduğunu söyler Kur’an. Dünyadaki sürenin kısalığını tarif ederken: “yolcunun bir ağaç gölgesinde dinlenip, oradan ayrılması kadardır” diye özetler Efendimiz. Yine hayat kitabından şöyle bir soru gelir: “Akletmez misiniz?”
Hayır etmeyiz!

“Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur.” sözü asılıdır masamda. Tefekkürlük. Güne yön vermek için belki. Gözüm iliştiğinde titreyip, kendimizden geçtiğimizde bizi kendimize getirmelik.
Dünya kadar dünya derdi… Düşünür insan, düşünmeli; ne çok düşülmüş derd-i maişete.  Huzursuzluk dedim. Derdi dünya olanın dünya kadar huzursuzluk haktır başına, evet. Var mıdır huzursuzluğunu dindirmek isteyen? Şu bildiğimiz dünyayı bir gün bırakıp, kendi dünyasına dönmeyi düşünen?

Huzursuz bir kafa aranıyor. Siz mi geldiniz huzur için. Hoşgeldiniz.
Sizin huzursuzluğunuza bir yetim başı, biraz da gözyaşı iyi gelecektir bayım. Dinleyin. Dinlenin. Yorulmuşsunuz şu telâşede. Yetimimin yanında soluklanadurun. Size anlatacakları olabilir. Cebinize bir çikolata alıp, vermek üzere vardınız ya bir yetimin yanına, “Rahman razı olsun” diyelim. Melekler duyacaktır duayı, âminler karışacaktır sadamıza. Sizi yetimimle baş başa bırakmadan önce söyleyeceklerim var:

Yetimler Allah’ın emanetleri. Ona iyi bakın. Onu kollayın. Onu kırmayın. Biliyorsunuz Efendimiz’de (sav) bir yetimdi. Her yetime bakışınızda O’nu (sav) görün. Bunu bilip bismillah diyerek girmeye çalışırsanız huzurun diyarına, eli boş çıkmazsınız. İlk anda huzuru bulamayabilirsiniz. Tebessümün kapıları açma formülünü deneyin. “Tebessüm sadakadır” hem. Ne hoş değil mi, bir taşla çokça kuş. Eliniz armut toplamasın, yetimin başı huzurun bir diğer kapısıdır. Siz kapıları çalarsanız o kapılar açılır. Güzel gönüllerin sahibi olan yetimler sever misafirleri, kapıda bırakmazlar kimseyi. Hele ki bir tebessüm, bir hediye, bir dokunuşla şenlenmişse gönüller, dâimî misâfiri bile olabilirsiniz gül yüreklilerin.

İç âleminizdeki yolculuğunuz tamamlandığında kalbinizin daha heyecanla attığını hissediyorsanız, huzurun kapınızı çaldığını, hatta yüreğinize misafir olduğunu söyleyebilirim. Bu sefer rolleri değişeceksiniz. Yetimin yanındaykenki misafir rolünü huzura devredeceksiniz, siz ev sahibi olacaksınız.

Kalbiniz huzura kavuştuğunda kafanızdaki sükûneti de hissedeceksiniz, huzursuzlukların bir nebze olsun son bulduğunu…

* Enâm-32

kaynak: Defne Dergisi - Hatay Haberim

Posted in Denemelik Makamı

Şimdi…

bütün deli gömleklerinizden sıyrılarak kulak verin bu müziğe.
kim, kime, neden, niçin sorularından arındırın küflü kafalarınızı.
belki dinlerken coşun. evet coşun. ardına bi’ şiir bile tutturabilirsiniz.

Posted in Haberiniz Olsun!

Huzursuz Kafa’ya Cevaben:

Huzursuz Kafa‘m cevabını bulmuş gibi:

Eğer yüreğinizde bir bulantı, kafanızda bir kuşku hissediyorsanız,varlığınızda bir rahatsızlık, çevrenizde bir huzursuzluk varsa kader sizi seçmeye çağırıyor demektir.
Ya size uzatılan ipe sımsıkı sarılıp kurtulacak ya da boynunuzda bükülü bir iple ateş vadisinde dolaşmaya razı olacaksınız..

Rasim Özdenören

Posted in İktibas Usûlü

Gençler Bediüzzaman’ı kimlerden okuyor?

Gençlere Bediüzzaman’ı hangi yazarların kitaplarından okuduklarını ve hangilerini beğendiklerini sorduk.

Ömrünü imân hakikâtleri uğruna adamış bir mütefekkir, bir müfessir Bediüzzaman Said Nursi. Bugüne kadar onun hakkında pek çok kitap yazıldı çizildi. Kitap kurdu gençlere, onun hayatı ve davası hakkında bilgi sahibi olmak için hangi kitapları okuduklarını sorduk.

Ali Recai Bitkay (öğrenci): “Bir davanın nasıl yükseldiğine şahit oluyoruz”

Onun davası ve sevdası Allah’ı insanlara anlatmaktı. Vehbi Vakkasoğlu’nun kaleminden çıkan Başkasının Günahına Ağlayan Adam kitabı tam olarak bunu anlatıyor. Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatından kesitler sunan kitap ile bir davanın nasıl yükseldiğine şahit oluyoruz. Kitabı okurken bazen tebessüm ediyoruz, bazen ağlıyoruz.

Göksel Aydın (öğrenci): “Dünya takdir ediyor fakat kendi ülkesinde hâlâ anlaşılamadı”

Osman Yüksel Serdengeçti, “Şimdi Türkiye’de, her teşekkülün, vatanını seven herkesin önünde hürmetle durması lâzım gelen bir kuvvet vardır: Said Nursi ve talebeleri” der. Dünyada duyulduğu ve takdir edildiği halde hâlâ kendi ülkesinde yanlış tanınan ve tanıtılmaya çalışan bir şahsiyet var; o da Bediüzzaman. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’ün harika üslubuyla anlattığı bu hakikatı Bilinmeyen Bir Dahi: Bediüzzaman Said Nursi kitabında buldum.

Tuğba Gülyeşil (öğrenci): Yavuz Bahadıroğlu’nun Bediüzzaman Said Nursi (Hayatı, Tefekkürü, Mücadelesi) adlı kitabını söyleyebilirim.

Elif Bozkurt (kimyager): Tarihçe-i Hayat, en güzeli.

Nurullah Tuna (öğrenci): “Zatı değil, davası için yaptıkları anlatılıyor”

Tarihçe-i Hayat. Hem Risale-i Nur külliyatının bir parçası, hem de üstadı, davasını en iyi açıdan anlatan kitap. Bir insanı tanıyabilmek için onun fikir dünyasını, yaşantısını dünyasını bilmek lazım. Büyüklerin hayatları anlatılırken hep şahısları anlatılır. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri anlatılırken zâtı değil, davası ve davası için yaptıkları anlatılır. Defalarca zehirlenmeyi ve yapılan işkenceleri, yıllarca hapishanelerde ve sürgünlerde geçen bir ömrü “Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var?” diyen bir zatın Tarihçe-i Hayat’ı mutlaka okunmalıdır.

Cemil Şahinöz (psikolog, sosyolog): “Çocuklar için Nur Dede Anlatıyor’u tavsiye ederim”

Gerçek manada araştırma olarak beğendiğim kitap Şerif Mardin‘inBediüzzaman Said Nursi Olayı kitabı.  Roman olarak hayatının kaleme alındığı Secdede Bir Ömür kitabı çok güzel. Çocuklar için tavsiye edebileceğim kitaplar da Nur Dede Anlatıyor serisi. Ama temel kaynakTarihçe-i Hayat‘ı unutmamak lazım.

Elif Ruhefza Altuner (öğrenci): “Metin Karabaşoğlu’nun çalışmaları çok iyi”

“Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerini en iyi şekilde anlamak, görmek elbette Risale-i Nur’larla mümkün. Hususen hayatını anlamak isteyen Tarihçe-i Hayat’ına bakar. Yalnız onun haricinde çok iyi eserler de var. Bediüzzaman ve Risale-i Nur üzerine çok iyi çalışmalar yapıyor mesela Metin Karabaşoğlu ağabey. Çok iyi tahliller, tetkikler var eserlerinde. Saidleri Ararken özellikle, kesinlikle okunması gerektiği kanaatindeyim. Bir de Karabaşoğlu’nun Risale Okumaları dizisi… Çok ciddi açılımlar, tesbitler var. Ve Ahmet Özkılınç‘ın kısa bir süre önce çıkardığı kitabı Akrebin Kıskacında… Kitap Bediüzzaman üzerine hazırlanmış en iyi eserlerden; Eskişehir Mahkemesiodaklı,  Eskişehir Mahkemesi Müdaafâtı olarak geçen 27. lema üzerinden ilerleyen bir çalışma.”

Rumeysa Deniz Yardım (fotoğrafçı): Mehmet Akar’ın Dava Adamıadlı kitabını söyleyebilirim.

Şafak Gökdağ (öğrenci): “Bediüzzaman’ın beş kitapta anlatıldığı kitabı seviyorum”

Yeni Asya Neşriyat’tan çıkan İslam Yaşar‘ın Bediüzzaman beşlemesi. Eser; Zamanın SesiBediüzzamanSaid NursiNurcular,Muhabbet Fedaileri olmak üzere 5 kitaptan oluşuyor. Doğumundan başlayıp vefatından sonraki süreci de kapsayan bir çalışma… Biyografik bir roman. Ben de böylesini seviyorum.

Şerife Eyi (öğrenci): “Fem çıkışlı olduğum için okumadım, genelde dinledim”

Ben okumadım hiç. Genelde dinledim. Hocalar, ablalar sağ olsun. Anafen, Fem çıkışlıyız biz.

Ömer Taha Kutay (öğrenci): “En son küçükken okumuştum”

Üstadın hayatıyla ilgili en son küçükken kitap okumuştum, Mehmed Paksu‘nun kitabıydı. Ondan sonra okumadım açıkçası.

Mücahid Aksüt (imam-hatip)Çağın Vicdanı ile başlayacağım okumaya”

Bediüzzaman’ın hayatını anlatan bir kitap okumadım. Ama Bediüzzaman’ı anlama yolundaki en önemli rehberimin Metin Karabaşoğlu olduğunu söyleyebilirim. Muhtelif yazılarından istifade ettim. Nevzat Tarhan‘ın son kitabı Çağın Vicdanı’yla başlayacağım okumaya.

Fatma Hakkoz (öğrenci)“En etkileyicisi Dava Adamı kitabı idi”

Mehmet Akar’ın Dava Adamı… Kitap seri hâlinde. Serideki diğer kitapları da okudum ama en etkileyici olan ve bana hitap edendi Dava Adamı. Klasik, kuşlara böceklere bakıp risâle yazan adamdan çok öte, hayatın merkezinde imân savaşı veren bir neferdi okuduğum kitaptaki.

Elif Büşra Doğan (CafCaf çizeri): “Tarihçe-i Hayat ve külliyat yeter”

Tarihçe-i Hayat hayatını, külliyat da davasını anlatır; başka kitapları okumaktansa onları okumalı…

Gül Hanım Gürsoy soruşturdu
kaynak: dunyabizim.com 

Posted in DunyaBizim

Anadolu’da o kitapçılar bitmedi!

Hatay’ın en işlek caddelerinden birinde DoğuBatı Kitabevi. Ama öyle bir yerde ki; işlek caddenin tenha bir köşesinde, kitap kurtlarının keşfini bekliyor..

Kitapçıda vakit geçirmek şimdiki gençler için ne yazık ki pek de cazip değil. Bugünün gençlerinin kitaba ilgisizliğinin sebebi kitaplı çevreyle hemhal ol/a/mamaları şüphesiz…

Selam vermek için bile olsa mekânımıza uğrayan gençler görmek istiyorum

Abdülkadir Şahin, Hatay’daki bir lisede tarih öğretmeni. Öğretmenlik hâricindeki vakitlerini çoğunlukla sahibi olduğu kitabevinde geçiriyor. Okulda olduğu vakitlerde ise ağabeyi ve yiğenlerinden soruluyor mekân.

Okumaya kitapevleri çevresinde başlayan, kitap kurdu olan hocamız, 90′lı yıllarda genç bir liseli iken kitapçı olmanın hayalini kuruyor ve 2011 yılının Kasım ayında hayalini gerçekleştirip kitabevini “ticâri kaygılardan uzak” hizmete açıyor. “O gün içinde kitap satmasam bile, selâm vermek için dahî olsa mekâna uğrayan gençler görmek istiyorum” diyor hüzünle.

Bütün bu konuşmalar, kitapları incelediğim esnada “bir çay ikrâm edelim hocam” teklifinden sonra başlıyor; bir yandan çaylar demlenirken bir yandan da muhabbet demleniyor.

Adı geçtiğinde herkes o kitapevini sahiplenebilmeli

Kitabevleri kitapları neye göre seçer, yazarlar kitabevi için ne kadar mühim olmalıdır bilinmez fakat çay eşliğinde edilen sohbetin sonunda şunu öğreniyorum: Hangi cenahtan olursa olsun bütün fikirler orada bulunmalı. Hatta öyle bir kitabevi olmalı ki, hem herkesin hem de hiç kimsenin mekânı olmalı… “Falancaların kitabevi” diye anılmamalı meselâ, adı geçtiğinde de herkes orayı sahiplenebilmeli. Cemil Meriç’in ideolojilerle ilgili sözünden ilhamla kapısını bütün yazarlara açık tutuyor DoğuBatı kitabevi de.

Sırrı isminde saklı: DoğuBatı

Rafta her türden kitapları bulmak mümkün. Klasiklerden tutun da Cemil Meriç, Ali Şeriati, Atasoy Müftüoğlu, Aliya İzzetbegoviç, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Sezai Karakoç, Mustafa Armağan,  Nazan Bekiroğlu, Muhamamed Hamidullah, Murtaza Mutahharî, Hakan Albayrak,  Dücane Cündioğlu kitaplarıyla bugün “en çok satanlar listesi”nde yer alan kitapları da görebiliyoruz. Hece, Dergah, Bilge Adamlar, Liberal Düşünce, Yeni Türk Edebiyatı gibi dergileri de burada bulabiliyoruz.

Çok fazla yıpranmış olmamakla birlikte eski kitaplar da alınıp satılıyor. Raflardan biri 2. el kitaplar için ayrılmış; bakanlar, görenler o raftan da bir şeyler bulabiliyor uygun fiyata.

Gençlerle dergi çıkarma fikri de var

Şimdiki kitabevleri sadece raflardan ve kitaplardan ibaret değil artık. “Kıraathane” modunda kitabevlerini görüyoruz. DoğuBatı da onlardan biri olma yolunda… Kapısından girmeden evvel dışardaki masa ve tabureleri görür, daha ilk andan kitabevinin sizi kucakladığını hissedersiniz.

Kitabevi sahibinin, mekânında gerçekleşmesini planladığı programlar var; okuma programları gibi… Yazarlarla bir araya gelerek söyleşi tadında etkinlikler düzenlemek “neler yapılabilir listesinde” Abdülkadir Hoca’nın. Hatta bir de gençlerle birlikte kafa kafaya verip dergi çıkarma fikri de var Abdulkadir Şahin’in. Söyleyecek sözü olan Hataylı genç gönüllerin bu platformda buluşmasını istiyor.

Dilerim genç ruhların da desteğiyle küçük Hatayımızda (öğrenci olarak geldiğimiz Hatay’ı sahiplendiğimizin delilidir) büyük adımların atıldığına şahit oluruz, bunu istiyoruz.

Meraklısı için adres: Atatürk Caddesi. Eski Adliye Binası. Karşısı Petek Apt. Zemin Kat. No:24

Gül Hanım Gürsoy haber verdi
kaynak: dunyabizim.com 

Posted in DunyaBizim

İbiş (Ümit Kaplan) Minik Yüreklerle Buluştu!

Hatay’dan Güzel Haberler!..

Yetimler, topluma Allah’ın emanetleri… Onları korumak, onların her türlü gelişimlerini üstlenmek, eğitmek, ümmete faydalı fert olmaları için çabalamak Müslümanların en temek görevidir.
İHH-Nehir Derneği gönüllüleri  bu bilinçle hareket ederek, her Pazar saat:13.30′da kardeşlerimizle buluşuyor, yeni şeyler öğretirken  yarın için neler yapabiliriz projeleri üretiyor.

01 Şubat-31 Mart Yetim Dayanışma Günleri kapsamında, dün Oda Tiyatrosu’nda minik kardeşlerimizle buluştuk. İHH-Nehir Derneği ortak çalışmasıyla gerçekleşen organizasyona Antakyalıların ilgisi yoğundu. Davetimizi kırmayıp İstanbul’dan programımıza teşrif eden “İbiş” lakaplı Ümit Kaplan ağabeyimizle program renkli görüntülere sahne oldu.

Sinevizyon gösterisiyle başlayan program; hikayeler, soru-cevaplar, yarışmalarla devam etti. Derneğimizin daimi üyelerinden kardeşlerimizce Allah Sevgisi, Şükür, Yardımseverlik, Anne temalı şiirler okundu. Bir de koromuz vardı, küçük çalışmalar sonunda kocaman iş yapan… Korodaki gül yürekliler mini konseriyle seyirciden büyük alkış aldılar.

Programın ikinci bölümünde Nasreddin Hoca konuğumuzdu. Güzel güzel fıkralar dinledik. Nasreddin Hoca’nın fıkralarıydı bu; dinledik, güldük, düşündük. Hediyeleşmek sünnetti ve program boyunca hediyeleşmeler hız kesmedi.
Minik kardeşlerimiz için unutulmaz bir gündü, esasında hepimiz için öyleydi…

Program sonunda Ümit Kaplan’ın validesinden Antakyalı olduğunu öğrendik ki yüzümüzü güldüren haberdi bu. Ümit ağabeyin bir ayağının da Antakya’da olmasını diliyoruz bu vesileyle.

Son notu da paylaşmakta fayda var. Antakya Belediyesi’nin 14 Nisan’da tertip edeceği Kutlu Doğum organizasyonunda Hüseyin Goncagül ve Ekibini,  Ümit ağabeyi Antakya’da göreceğiz. Programa ilişkin detaylar önümüzdeki günlerde yayınlanacak.

[hatayhaberim.com]

Posted in Denemelik Makamı

Hatay’da Gözyaşı Geceleri!

Hatay’ın Gözyaşı Gecesi

Gözyaşı Geceleri ekibi, yeni oyunu “24 Saat” ile dün, Hatay’da idi. Hatay Kültür Merkezi’nde gerçekleşen program saat: 20.00′da başladı. İlginin yoğunluğundan şüphem yoktu, düşündüğüm gibi de oldu.
Gözyaşı Geceleri 25 yıldır Haşim Akten’in mimarlığını yaptığı bir program. Annem, 13 sene önce Ankara’da katılmış, anılarını anlattığı bir gün, “Gözyaşı Geceleri”nden bahsetmiş, ballandıra ballandıra anlatmış, anlata anlata bitirememişti. Merak bu ya, yıllar sonra Hatay’da afişini görüp bilet temin noktasında aldım soluğu.

 

Konser değiltiyatro değil, eğlence değil, sinema değilkonferans değil
Öyle bir şey ki, soranlar nasıl program diyor. Cevap veremiyorsun tiyatro desen tiyatro değil, eğlence desen eğlence değil, aynı şekilde sinema değil. Ne peki?
Cevabı veriyorlar: “Anlatılmaz yaşanır!”

Merak edenler merakını cevaplarla gideremezler, ki zaten cevaplar mutmain etmez soranı. Annem anlatmıştı, merak etmesem gitmeyecektim. İyiki merak etmişim diyorum.
Program yaklaşık 3 saat sürdü. Ama ne 3 saat! Gözyaşı, gülücük, tefekkür… Dolu dolu 3 saat.

24 Saat
Programın ismi 24 Saat’ti. Son 24 saatini yaşayan Volkan’ı, arkadaşı Oktay’ı ve onların çevresinde gelişen olayları izledik. Onları izlerken dünya hayatımızı sorguladık, yaşadığımız aşkların, bir nimet olarak verilen sevginin nerelere, kimlere harcandığının muhasebesini yaptık.
Güldüğümüz yerler olduysa da biz en çok düşündük bu programda. Düşündük ve düşündükçe ağladık. Programın sonuna doğru hıçkırık seslerini artık duyabiliyorduk ve bu, yüreklerin hala nefes aldığına delâlet ediyordu, hamdolsun.

Programın en güzel ânı kanaatimce, Haşim Akten’in semâzenlerle gösterisiydi. Arka fonda Sedat Uçan ilahileriyle vecde geldik. Program bittikten sonraki hâli tahmin edersiniz, gözler kan çanağı…
Allah için akan gözyaşı, mübarekti; imân ettiğimiz din bunu söylüyordu.

Gece mükemmeldi. Her söz, her cümle bu gecenin güzelliğini anlatmada âciz kalacak. Gidenler şükretti gittiğine, fakat git/e/meyenler için üzüldüğümü belirtmeliyim. Hatay’daki ikinci programdı bu. Belki nasip olur da gidemeyenler, merak edenler üçüncüsüne gitme fırsatı bulurlar, bulsunlar…

Programın mimarı, yazanı, yöneteni, yürüteni Haşim Akten’e bir dolu hayır duası ile…

[hatayhaberim.com]

Posted in Denemelik Makamı

Yasağın Adını Bile Doğru Koyamadık!

28 Şubat döneminin sembol isimlerindendi Hüda Kaya. Başörtüsü yasağı zulmüne 3 kızıyla birlikte göğüs geren bir direnişçi, bir anne… Başörtüsü mücadelesinde mağduriyet ve mahrumiyet yaşayanların, ezilenlerin, duruşlarına ve direnişlerine yön veren isimlerden biriydi.

1998–1999 yılları, cuntacı zihniyetin, dindar kesimi başörtülü kesim üzerinden sindirmeye çalıştıkları zamanlardı. Hüda Kaya ve kızları İntisar, Nurulhak ve Nurcihan inançlarımıza sadakatlerini, mukaddesatımıza hürmetlerini bütün inananlar adına, kalpleri körelmiş, fikirlerine ağlar düşmüş zihniyete göstermiş oldular. Onlar bu duruş içindeyken, pek çok insana da örnek oldular. Direniş için adım atmaya korkan yüreklere güç, kararmaya yüz tutan kalplere ışık oldular.

Yılmadılar, boyun eğmediler, tarihin kara sayfalarına nurlu ve onurlu direnişlerini not düştüler.

Hüda Kaya, Başörtüsüne Özgürlük Yolunda Görülmüştür

Orada neler anlattı?
Gazeteci-Yazar Hüda Kaya, geçtiğimiz aylarda çıkardığı “Başörtüsüne Özgürlük Yolunda -Görülmüştür- isimli kitabını yayınladı; zulme, okuyucularını da şahit etti.

Dün, ev sahipliğini Antakya Nehir Derneği’nin üstlendiği söyleşi için misafirimiz olan ablamız, program öncesinde gençlerle gerçekleştirdiği kahvaltıda sorularımızı cevapladı. Kendisiyle, kızlarıyla ve o günlere şahit olanlarla yapılmış özel bir film izletti. 40 dakikalık röportajlarla zenginleşen belgesel havasındaki filmin çoğaltılmasını uygun görmüyor kendisi; içimiz burkulduysa da önemli notlar aldık filmden. Mezkûr filmi iki gözü iki çeşme izlediğimiz bilgisini de es geçemeyeceğim.

Hüda Kaya, kızlarının ve bu dava için mücadele edenlerin o günlerde suçlarının sadece başörtüsü olmadığını anlattı. “Bazıları her ne kadar ‘savaş çıkaracaklar bunlar’ diye itham etse de kavgamız adaletin, özgürlüğün, barışın hâkim kılınmasıydı. Sloganlarımız, yumruk kaldırışlarımız, haykırışlarımız bunlar içindi…”

“Çoğumuz ağzımızdan çıkanların bir gün bize imtihan olarak geri döneceğini fark edememişti, slogan atanlar, direneceğiz naraları atanlar, amiyane tabiriyle ‘mangalda kül bırakmayanlar’ imtihana muhatap olacaklarını hesap edemediler.”

Türk kadını direnişiyle timsal!
“Türk kadını 28 Şubat sürecinde büyük imtihandaydı. Sadece kadınlar değildi imtihanı yaşayanlar. Başörtülü annesi olan askerler, eşleri başörtülü olan âmirler…

Sürülen, terfi edemeyen, açığa alınan, istifaya zorlanan yiğitler… Şefkat tokatı. İmtihanı verme mücadelesi. Düşmanların eliyle Rabbin şefkat tokadı fark edilmedi. Fark edilmedi; çünkü hala, başörtüsü sorunu(!) diye diye başörtüsünü sorun hâline getirenleri susturamadık. Daha meselenin adını bile doğru koyamamış, başörtüsünü dindarların gözünde bile bir sorun haline getirip dindar aile kızlarını başını örtemez hale getirmiştik.

Yine de bir avuç direnişçiyle bugün Türkiye, yurtdışında başörtüsüyle sembolleşti. Hamd olsun!

Dün neredeydik, bugün neredeyiz?
“Bugün başörtüsü yasağı sorununun çözülememesindeki temel sorun, devam eden süreçte sonradan gelenlerin gevşeklik göstermesinde görülüyor.” Yumruklarını sıkmayanların, kanunlara, yönetmeliklere öyle-böyle boyun eğmelerinden ileri geliyor. Yeryüzünü cennete çevirmenin iki ayaklı Kur’an olma yolundan geçtiğini göremeyenler var. Vahyi hayatının merkezine yerleştiremeyenler bugün zorlukların üstesinden gelmede gevşeyecek, üzülecek. Çare Hayat kitabımız Kur’an’da vesselâm…

Aslında derdimiz…
Hüda Kaya, yaşananları anlatırken; kendisini en çok yaralayan şeylerden bahsetti: Yıllarca omuz omuza, mukaddesâtı yüceltme davası için yürüyenlerin hukukî sürece dâhil olmaktan çekindikleri için kendilerini yalnız bırakmalarından, selâm vermekten geri durmalarından, yollarını bile değiştirdiklerinden… Ne zor imtihanlar!

Küçük devletimiz olan ailemizde gündemlerimizin sınav, puan, derslerde daha çok başarı, daha çok kazanç olmasının büyük sıkıntı olduğunun; gündemimize adâleti, barışı, vahiy merkezli düşünceyi alamamamızı dert edinmemiz gerektiğinin altını çizdi.

Çocuklarımızla daha önemli meseleler konuşmamız gerektiğini, bunun için ebeveynler olarak gelişmemiz gerektiğine dikkat çekti.

Çokça istifade ettiğimiz bir söyleşi oldu. Nehir Derneği adına Hüda Kaya’ya ve teşrif edenlere sonsuz teşekkürler.

Gül Hanım Gürsoy haber verdi
[dunyabizim.com] 

Posted in DunyaBizim

Bilgisayar Öğretmeni Adayları Rahatsız!

Bilgisayar Öğretmenleri rahatsız:
Biz olmadan f@tih Projesi işe yaramaz

Image

ÖĞRETMENLERE GÖRE FATİH PROJESİ BAŞARIYA ULAŞMAZ
Milli Eğitim Bakanlığı’nın başlattığı f@tih projesi yeni bir tartışmanın kapısını açtı. Bilişim Teknoloji öğretmenlerinin mevcut haliyle f@tih projesinden umutsuz olduğu ortaya çıktı. Okullarda zorunlu bilgisayar teknolojisi dersinin olmaması nedeniyle atamaları yapılmayan BT öğretmenlerinin yüzde 61′i projenin mevcut haliyle başarılı olacağına inanmıyor, yüzde 63′ü öğrenci başarısını artırmayacağını düşünmüyor. Şu anda 13 bin’i aşkın BT öğretmenini bulunduğu biliniyor.

BİLGİSAYAR TAMİRCİSİ DEĞİL ÖĞRETMENİZ!
Okul idarecilerinin yüzde 72’sinin çok basit bilgisayar sorunlarının çözümü için dahi BT Öğretmenlerinin çağırdığı ifade edilirken mevcut okul idarecilerinin bilgisayar bilgisinin çok kısıtlı olduğu belirtiliyor. Acı gerçek 1500 BT öğretmeni üzerinde yapılan anketle ortaya çıktı. Bilgisayar destekli eğitime geçişte rehber olacak şekilde eğitim alan BT öğretmenleri teknik aksaklıkların çözümü ve angarya işlerde görevlendirilmekten rahatsızlık duyuyor.

CİHAT ARPACIK’IN HABERİ
Büyük bir heyecanla faaliyete koyulan f@tih projesinden bilgisayar teknoloji öğretmenlerinin hiç umutlu olmadığı yapılan bir anketle ortaya çıktı. BT Öğretmenleri Platformu ile Teknoloji Araştırma Geliştirme Eğitim Merkezi ortaklığıyla 1500 BT öğretmenine yapılan anketle öğretmenlerin rahatsızlığı gün yüzüne çıktı.

Okullarda zorunlu Bilgisayar Teknolojisi dersinin bulunmamasından dolayı BT öğretmenlerinin atanamıyor oluşu birçok öğretmenin başka işlerle uğraşmasına neden oluyor. Mayıs-haziran döneminde Bilgisayar Bilişim Öğretmenleri’nin yüzde 70’inin norm fazlası duruma düşeceği belirtiliyor. Hal böyleyken BT Öğretmenleri faaliyete koyulan ve 3 yıl içinde tüm ilköğretim okullarında uygulamaya başlayacağı konuşulan f@tih projesini başarıya ulaşmayacağı görüşünde birleşiyor.

OKUL YÖNETİCİLERİ BİLGİSAYARDAN ANLAMIYOR
Anket sonuçlarına göre: Okul idarecilerinin yüzde 72’sinin çok basit bilgisayar sorunlarının çözümü için bile BT öğretmenlerini çağırdığı ve okul idarecilerinin bilgisayar kullanımı konusunda yeterince bilgi sahibi olmadığı sonucu ortaya çıkıyor.

Bilişim Teknolojileri Öğretmenlerinin yüzde 61’i Fatih projesinin mevcut haliyle başarılı olacağına inanmıyor, yüzde 63′ü öğrenci başarısını arttıracağını düşünmüyor, yüzde 92′si diğer öğretmenlerin fatih projesiyle gelen donanımları kullanma konusunda yetersiz olduğunu düşünüyor, yüzde 80’i öğrencilerin fatih projesiyle gelen donanımları kullanmak konusunda yetersiz olduğunu belirtiyor. BT öğretmenlerinin sadece yüzde 1’i ise donanım ve materyallerin bilişim eğitim olmadan öğrenciler tarafından tamamen verimli kullanılabileceğini düşünüyor.

Sayıları 13 bin’i bulan Bilişim Teknolojileri Öğretmenleri fatih projesinde kendilerinden yeterince yararlanmadıkları görüşünde. Bilgisayar destekli eğitime geçişte rehber olacak şekilde eğitim alan BT öğretmenleri teknik aksaklıkların çözümü ve angarya işlerde görevlendirilmekten rahatsızlık duyuyor.

NE YAPILMALI?
BT öğretmenlerine göre f@tih projesinin başarıya ulaşması için ilköğretim ve orta öğretim kurumlarında bilişim teknolojileri derslerinin zorunlu ve 2 saat yapılmalı ve okullardaki diğer öğretmenlerde bilişim eğitiminin okullarda zorunlu olarak verilmesi gerekiyor.

haberseyret

Posted in Denemelik Makamı

aforizmik ritimler | 5

kırgınlıkları anlatmak iki noktayı üst üste getirip
yanına aç parantez yapmak kadar kolay değil bayım.

Posted in Denemelik Makamı